İlk 2 Hafta!

Sunday, October 30, 2011

1 comments
Tahmin edilenin aksine Almanya'ya ulaştım! İki hafta geride kaldı, pek bir şey anladığımı söylesem terbiyesizlik yapmış olurum. İlk Avrupa maceram sonuçta, anlayışlı olalım. Avrupa dediysem, yanlış anlamayın lütfen ; Avrupa değil burası. Almanya bile değil nerdeyse, Çek Cumhuriyeti sınırında bir şehir. Şehir mi dedim? Yok canım dememişimdir. Köy burası özünde, şehir diye geçiyor. Sokaklardan oluşan bir şehir.

Şehrin adı Freiberg. (Düz çeviri ile 'Özgür Dağ'). Rakımı bir hayli yüksek, havası bir o kadar soğuk. Maden yataklarının zenginliği ile tanınmış, dünyanın ilk maden fakültesi de buraya kurulmuş. Şimdilerde ise adı Freiberg Teknik Üniversitesi; benim de içinde bulunduğum kurum. Daha önceden de değindiğim gibi, ufak bir şehir Freiberg. Kıç kadar bildiğin, atla bir bisiklete yarım saatte bitir. Nüfusu 40bin, bu nüfusun 5binlik kısmını öğrenciler oluşturuyor. Irkçı bir şehir olduğunu da eklemeden edemeyeceğim. Nazi partisinin Merkel'in partisini geçtiği nadir yerlerden biri Freiberg. Aklınızda hemen nazilerin sokaklarda Alman olmayanları dövdüğü sahneler canlanmasın lütfen, öyle bir şey mevcut değil. Sadece sevmiyorlar, kızı da erkeği de.

Hazır konusu açılmışken Almanlar'dan bahsedeyim biraz, gözlemlediğim kadarıyla elbette. Soğuklar, ama çok nazikler. Kurallara o kadar uyuyorlar ki, şaştım kaldım. Gecenin bir yarısı, hiç arabanın geçmediği bir yolda, sırf yayalara kırmızı ışık yanıyor diye 2-3 dakika bekleyeni gördüm.(Ben de onunla bekledim tamam). Pazar günü açık olmayan fırın, akşam 6'da kapayan kafe...Çokça bulabilirsiniz burada. Rahatlar, keyiflerine önem veriyorlar. Suratsızlar ama kibarlar. Almanca konuşmaları, yani diyalektleri de oldukça değişik. Öyle ki, Batı'dan gelen başka bir Alman, buradaki Almanları anlamakta zorluk çekiyor.(Bizdeki doğu batı farkını örnek alabiliriz). Aynı şekilde, bizdeki doğu ile batı arasında ne denli fark varsa, burada da aynı durum karşımıza çıkıyor(muş).

Bölümümde, değişik ve oldukça yabancı olduğum dersler mevcut. Alışmam için zaman gerekecek, daha doğrusu 'çalışmaya alışmam' için diyelim. Zira son 3 yıldır hiç ders çalışmamıştım, unuttum gitti! Ha hocalarımızın da lanet olası kuralcı Almanlar olduklarını düşünürsek, bir an evvel çalışmaya başlasam çok iyi olacak. abv Freiberg! Göktuğ'un istediği kıvamda kederle dolu bir yazı olduğuna eminim. Kalabalık ve hareketli İstanbul'u özledim mi? Tabi ki özledim, ama buraya alıştıkça o özlem de nispeten azalacaktır.

Buradan şu anda İstanbul'da olan 'taharet musluğuma' seslenmek istiyorum :

Seni çok seviyom, nolur geri dön Tülaaay!


Almanya Günlükleri Sayı 1
Emre

Şimdi Almanlar Düşünsün!

Saturday, October 15, 2011

0 comments
Burada ne yapacağız bilmiyorum. Emre Almanya günlüklerini paylaşacak galiba. Dilerim alacağı notlar "Almanya'da birinci gün... Burada herkes çok sıcak kanlı ve sarışın... Çamaşır makinelerinin rezistansları son derece kireçsiz ve temiz... Her şey harikulade... Galiba beni sevdiler!" samimiyetsizliğinden uzak, buram buram memleket hasreti ve keder ile dolu olur. (ki bence gidemeyecek bile, neyse...)

Benim için samimiyet hemen her şeyden önce gelir; adamın ülkeyi terk etmesine saatler kala tutup da mutluluklar ve esenlikler dilememem de bu sebeptendir. Öyle yapsam hello kitty sevimliliğinde - portakallı ördek gayrisamimiliğinde cümleler olurdu ortada. Yapamam. Birisi ya da bir şey kalkıp da benim alışkanlıklarımı değiştirmeye kalkarsa sinirlenirim. Amacına ulaşırsa daha çok sinirlenirim.

Değişikliklerden, özellikle de ani olanlarından böylesine nefret etmem de işte bu sebeptendir. Alışkanlıklarım her şeyim yahu benim! Allah belanı versin Emre. Şu an sana öylesine gıcık oldum ki; dönüşünde karşılamaya gelmemeyi bile düşünebilirim ve hatta tepkimin bir göstergesi olarak sözlerime burada son vereceğim. Halbuki saatlerce kendimden bahsedebilirdim. Bahsetmeyeceğim.

Marvin'in kaleminden bir şiirle (aslında her zamanki şiirle) veda ediyorum sana. Zaten o kadar alışkanlık filan dedim; belli ki ilişkimiz tam bir alışkanlık halini almış! Gerçi, biraz heyecan için evimi filan yakmanı tercih ederdim ama neyse!

Şimdi Almanlar düşünsün!

Artık ben de uyumak için,
Elektronik koyunları saymaya çalışırım.
Tatlı rüyalar dileğini kendine sakla,
Nasıl da nefret ederim karanlıktan.

Merhaba!

Thursday, September 8, 2011

1 comments
Kimse var mı?